YİTİP GİDENLER BİZDEN BİR PARÇA

Her çevirişimizde takvim yapraklarını ne kadar da hissisiz artık.Hiçbir acı duymuyor, pişmanlık hissetmiyor yahut iyikiler dökülmüyor dilimizden.Her geçen gün ruhumuzdan da koparıyor bir şeyler.Sanki giden bizim hayatımız değilmiş gibi, geçen her saat bizim ömrümüzden yitmiyormuş gibi…Ne kadar da rahatız değil mi?Belki de artık her şeyin dijital olmaya başladığı şu dünyada farkındalığımızı kaybediyoruz gittikçe.Takvim yapraklarına dokunmayışımız, ayarlayacağımız saatimizin olmayışı hissizliğimizi besliyordur belki de.Gözümüzün ucuyla bakıp geçtiğimiz haberler,ekranlardan takip ettiğimiz acılı insanlar, sanal alemden gönderdiğimiz duygusal emojiler…

Tüketime teşvik eden sistemde sıra duygularımıza gelmiş belki de.En tehlikeli zannımca veçoğu kez tahribatını dahi farkettirmeyen bu sömürü büyük bir sorun gündemimize almamız gereken bence.Komşusuna evdeki tatlıdan ikram etmeyi bilmeyecek belki de yeni nesiller.Ya da arkadaşına sarılıp hüznünü paylaşmayı , acı çeken bir insana sarılınca acıyı hissetmeyi bilmeyecek belki çocuklar.Duyguları en iyi hissetme aracı dokunmadır.Lakin çağımızdaki bu güvensiz ortam ve kirletilmiş saf beyinler bizi bu önemli duyudan alıkoyar çoğu zaman hayatın içinde.Kalabalıklar içinde hatta yan yanayken yalnızlaşırız.Ve tam da bizi bu duruma getiren sisteme hizmet etmeye başlarız.Sadece tüketiriz.Paylaşmaktan çekiniriz ve çöplüğe dönen zihinler üretmekten alıkonulur böylece.Ne de olsa bizim yerimize üst akıllar vardır düşünen ve üreten(!)…Bu distopik tablo çok kasvetli biliyorum.Fakat içinde bulunduğumuz anın analizini yapma sorumluluğu hepimizin.Ve en öncelikli hatırlamamız gereken mevzu budur.

Uçurtma uçurtmayı,birlikte gülmeyi (sanal değil,kahkahalarla)ve oyunlar uydurmayı ,karahindiba üflemeyi,bulutları şekillere benzetmeyi…Ve daha belki de benim de bilmediğim çok değerli deneyimleri…Unutuyoruz ve hiç bilmiyecekler…

Aslında karmaşık ve yorucu ve hatta bu hissizlikle anlamını sorgulamayı bile tahayyüllerinden geçirmeyen insanların yaşadığı(!) bu hayatın bilmecesi bu küçük ve basit gibi  görünen olaylarda gizlidir.Her zaman yaptığınız eylemlerin kıymetini yapamayanları görünce anlama farkındalığı olabilir mesela.Rica ediyorum her günkü gökyüzüne bir de böyle hislerle bakınız.Veya kar yağdığında bu düşüncelerle içinize çekin havayı.

Bu gidişe dur deme vakti.Fakat nasıl?Eğer insanlara mevcut konjönktürde ve güncel şartlarda alternatif farkındalık seçenekleri sunmazsak pek mümkün gözükmüyor.Çağımızın psikolojik ve sosyolojik gerçeklerini anlamak ilk gereklerden biri bu noktada.Fakat en çok azim ve kararlılık gerekiyor bu uğurda.Ve en çok samimiyet.Halimizi paylaşmak  sözlerden önce …Huzurumuzu farkedince kitleler karşılık bulacak zannımca ve haleler oluşacak bu uğurda…

Reklamlar

Evrilen Hisler

çiçelDuygular…İnsanı insan yapan yegane şeydir bence.

Sevmek ve nefret… biribirinin zıttı iki şey….Biliyor musunuz nefretten çok da nefret etmiyorum artık..Bu cümleyi kurarken hala bi rahatsızlık duyduğumu ifade edeyim    ama:(  Yine de sevmenin güzelliğini daha iyi hissettiriyor şu sıralar.İşte bu döngü de ilginç mesela.Vicdanım müsaade etmiyor aslında kalemimden dökülen nefret sözcüklerine, aynı zamanda iki kavramın ayırdına varmanın arasında kalışlarım eşlik ediyor.Hele bazı zamanlarda bana daha öncesinde fanusta yaşamışım hissi veren insanların varlığı bu durumu yineliyor.Fakat döngünün temelindeki fikir önemli .Eğer o şey kıskançlık, öfke, şiddet, umutsuzluk… ise etki ettiği tüm olguların içerdiği güzellikleri içine çeken bir kara delik olabiliyor.Ümit, heyecan, sevgi, merhamet, barış ise kötülükleri bile faydalı yapabiliyor.Ekosistemdeki döngüler , canlı-cansız varlıkların birbirleriyle münasebetleri.Eksildiğini düşündüklerimiz evrenin başka bi köşesini tamamlıyordur belki de.Ki bence düzenin devamlılığı, biyoloji ve evren biliminden anladığımız ölçüde her şey kendinden kaybedişiyle ötekini yenileme peşinde.İçinde bulunduğumuz bu tablo kendinde varolan kanunlarla insanlara yüzyıllardır yeni ilhamlar veriyor.Aslında bu kadar beyin jimnastiğinin sebebini merak ediyorsanız:işte bütün bu kozmos beni kötü gördüğümüz kavramların görevlerinin iyilikleri parlatmak olduğunu düşündürdü.Ve öncesinde bu  tip bir geçiş yapmanın gerekliliğini hissettirdi.Bu noktada kendi seçimlerimizi gözden geçirip bu işin neresinde olduğumuzu düşünmek bize kalıyor.Birbirimize bu yaşamı daha mı zorlaştırıyoruz yoksa birlikte yaşamanın tadını mı hissettiriyoruz?*

Esasen kötülükleri yok edemiyoruz ama  mâna birliklerinin devamlılığı adına zıttıyla karşılığını bulmasını sağlayabiliyoruz.

Ya hasret…dile geliş biçimiyle bile sesimizin tonunu değiştirmeye yeten ince bi sızı.Görünürde tamiri mümkün olmayan zamanımızdan çalmasına rağmen geniş yorumsal farkedişler hediye eder.Ama yine tam içinde bulunduğun o anlar zordur vesselam…

Tüm varlığı ve hissedişlerimizi kendi bilincimizde yoğrulmuş biçimiyle anlamlandırmaya çalışırız.Fakat  ben inatçı bir ruhla kanaatimin oluşmasını istemekte ısraracıyım bi çok mevzuda.

ve Sizlerle de paylaşma hususunda kararlıyım…

hjght

Boyutsal Tekamül

Şüphe beyne indirilen en ağır darbe zannımca .Tecessüs boşluğunda kaybolma…Ve yalnızca içine çekilen bir boğulma .Sonra uzaklaşma buna sebep olandan.Ya  öyle değilse?

Her zaman da çok kötü olmasa gerek  umut:Ya değilse??

İnsanı en çok yıpratan bir bilinmezcilik öyleyse.Fakat yine de içindeki umudu besleyen öylece.Bana öyle gelir ki belirsiz boyut geçişlerinin düşüncelerimizde meydana getirdiği değişiklikler her an bizden bir imza taşır.Fakat biz bu hızlı değişimleri varlığımızın  programlanmış dalga boyutunda değerlendirmeye çalışırız.Bu sayede farkındalıklar geliştiririz.Umut , sevgi ,şefkat…Zannımca boyutumuza çok uzak şeyler..:(

Kavramlar ne ilginç varlıklar.Neresinden baksanız öyle görüyorsunuz.Hayat da böyle biraz sanki.Yaşadıklarınız bakış açınıza paralel.Bir olgu hem sizi hayattan soğutacak kadar yorabiliyor hem de bi o kadar dayanmanızı artırabiliyor mu yani?Ya da algılarımızın ötesinde gerçeklik alemi var mıdır?Yani hayat varlık hissedişlerimiz midir,zihnimiz algılarımız mıdır?Yoksa hepimiz kendi hayal dünyasında yaşayan ve aslında gerçek alemin bir figüranı mıyız?

Daha önce çok düşündüm ..Şimdilik varabildiğim sonuç(şimdilik diyorum çünkü zaman aktıkça fikirlerimde yeni sentezler oluşuyor)varlık çok boyutlu ve her birimiz kendi yarattığımız hayal algı alemiyle gerçekliğin bir parçası olmaktayız..Zaman da bu çok boyutluluğun bir parçası olarak değişime en açık olgu.Sizin için geçmek bilmeyen 10 dk benim için çok hızlı geçebiliyor.Fakat üst bilinçten akan bu algı sorunsalı varlık tablosunun geniş açısında tek düzlemde ilerliyor.Yani bana göre aslında zaman bu çok boyutluluktan nasibini alıyor ancak kendi gerçekliğinde doğrusal bir akış içinde oluyor.

Ve mekan.. Mekan daha zor bir açı.Ve buraya yazacak kadar ciddi(!) 🙂 bulduğum bir düşüncem yok.Yalnızca mekanı açıklamak için insanın mistik ruh bağlamı üzerine çalışmak gerektiği kanaatindeyim.Yani zaman içinde ilerleyen beden farklı boyutlarda aynı anı nasıl yaşar bilemiyorum.Fakat çok boyutlu olduğunu düşündüğüm alemde mekanın asla üst bilinçten tek boyutlu akmadığı kanaatindeyim.Bu arada ruh çalışmalarıyla alakalı mistik deyince gayriciddi algılamayın isterim.İnsan ruhunun fotoğrafının frekanslar sayesinde çekilebildiği hakkında çeşitli çalışmalar var araştırılabilir. Ve yüzyılımızda bile bu tip bilimsel (çok yakın gelecekte şuan mistik gibi görünen soyut çalışmaların bilim çatısı altına gireceği özellikle fizik dalındaki ilerlemelerin mevzuya çok katkısı olacağı kanaatindeyim)gerçeklerin bir güç olması saydamlığın önüne geçmekte ve politik meselelere kurban edilmekte zannımca.Yani yakın bir zamanda şuan gerçek dışı ,maddi olmayan bir evreni bilimle yan yana görebiliriz.

İnsanoğlu gün geçtikçe alemin çok boyutluluğunu keşfettikçe çalışmalarını tek çatı altına toplamaya karar verecektir diye düşünüyorum.Yani boyutların birbirleriyle ilişkilerini bütün olarak anlamlandırmaya çalışacaklardır.

İşte bu noktada çağımızda hala duygularımızın sınırları ve hislerimizin gerçekliği açıklanmayı bekliyor.Yani biz bir şeyi öyle olduğu için mi hissederiz,hissettiğimiz için mi olur??

EK:Tecessüs: Merakını gidermeye çalışma, görme, anlama merakı\TDK

Varoluşsal Farkındalık

Tüketim çılgınlığım yeni farkındalıklar oluşturdu ben de.Tüm gün çakılıp kaldığım koltukta elime telefon yerine kitap alıp o irade savaşımında bir anlığına iyilerin tarafına geçtiğim o an zihhnim harfler dizisini algılamaya başladıkça beynimin kıvrımlarındaki hareketi hissetmem arzularımda yepyeni çağrışımlar oluşturdu.Ya da hep varolan bir gerçeklik biraz öncesine kadar bana dokunmamıştı.Kendimi yalnız ilan ettiğim zamanlarda hep bu bitmeyen değişim sürecini düşünürüm ve varlığımın bağlı olduğu fakat aslında bağımsız gerçeklikler bana kendimi iyi hissettirir..İşe yaramaz görünen o anlar geleceğe dönük bu farkındalık hareketiyle varoluşunu tamamlama çabasını kanıtlar bana.Aslında hiçbir şey tamamlanmaz. Evrilerek değişir.Ve öz, idea, çekirdek dediğimiz kavramlarda var olmaya devam eder.Yani bir insan yaşar ve özünü koruyarak bu dünyadaki varlığına başka bir canlı olarak devam eder yani toprak olur.Bu maddesel bir evrilmedir. Öz dediğimiz maddesel boyuttan ötede hep var olur ve değişime uğramaz.Varlık sergisindeki tüm eserleri eşsizdir..İşte bu harika helezonik  saha  beni hayran bırakır.Ve ilham yaratır.Benim o anla sınırlı algımı ve yine sınırlı algısal temasımdaki yorumsal geçiş yalnızca bir sonuca tekamül eder.Varlığını tanımlayamadığımız her sey için sonsuz diyen biz insanoğlu önermeler kümesinde kendimize kombinasyonlar oluştururuz.

Kavramlar dünyasında bu efsunlu halimiz insanı sınırlılığıyla dahi olsa kendini ifade etmesi bünyesinde tarifsiz bir özgürlük çağrışımı yaptırmakta.Halbuki oluşturduğumuz her yeni tabusal evren  özgürlük algımıza karşı bir hamle oluşturur.Bulunduğumuz boyut böylece imkan da sunar bize ayrıca.Kendi  sınırlarlarımızı kendimiz koymakla aşmaya çalışırız bu tutsaklığı.Aslında her sey kurgudur ve bu sahnenin kurallarını öğrenip hayatta kalmaya çalışmak en temel idlerden biridir zannımca.Ne var ki yaşam böyle düz bir yolculuk da değildir.Ömrün ve insan olarak seçilmişliğin sorumluluklarıyla ilerleriz ve birden çok sebebimiz vardır her zaman.

İnsan bilincin dışardan temasındaki seçimlerinde bir nevi iradesel davranır.Ve bu seçimlerdeki olumlamalar bizi değerler tanımımıza götürür.Tüm enerjiler aslında tektir ve yanındaki atom altı parçacığı etkileyerek dev bir dalga oluşturmaya yeter.Aslında herkes dünyayı değiştirecek gücü taşır . Mühim olan bu işin yalnızca bir parçası olacağını unutmamak ve asla vazgeçmemektir.İnsanlığın mücadele etmesi gereken  iki kavram yeis (sonrasında kaçınılmaz tembelliği getirir) ve kibir …Ve asıl dış dünyaya karşı barışçıl tavrımız bu iki kavramın  devinimiyle bir nevi  içsel dengemizi tamamlar.